nostalji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nostalji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Şubat 2014 Çarşamba



Dünya çapında ünlü İtalyan pornocu ve eski milletvekili Cicciolina’nin evine giren hırsızlar, yıldızın elindeki tek film koleksiyonunu ve iç çamaşırlarını çaldı. 62 yaşındaki Cicciolina polise “Tüm hatıralarımı kaybettim” diye dert yandı.

1980’li yılların en ünlü porno yıldızlarından olan İtalyan Cicciolina, evine giren hırsızlar yüzünden geçmişine dair tüm hatıralarını kaybetti. Gerçek adı Ilona Staller olan 62 yaşındaki porno yıldızının evine giren hırsızlar Cicciolina’nın oynadığı filmlerden oluşan porno film koleksiyonunu, iç çamaşırlarını ve erotik aksesuarlarını çaldı.


18 Şubat 2013 Pazartesi


Ünlü Şarkıcının Unutmak İstediği Hali! -video izle Ünlü şarkıcı Hatice, yılar önceki klibinin görüntüleriyle bu gün arasında'ki inanılmaz değişim gözlerden kaçmadı.

26 Ocak 2013 Cumartesi


Figen Erman için 'Zamanının Barbie Bebeği' derler. 60'lı yıllarda podyuma ilk çıkan mankenlerden. Orijinal sarışın. Bugün 64 yaşında. Hala formda ve bakımlı. Estetik yaptırdığını, ihanete uğradığını saklamayacak kadar da cesur yürekli. Figen Erman ile podyumlardan Ünver Oral'la evliliğine, aşk hayatına kadar her şeyi konuştuk. Açık açık anlattı


1960’ların Türkiyesi’nde podyuma çıkmaya nasıl cesaret ettiniz, aileniz izin vermiş miydi? 

Ailem mankenlik yapmama karşı çıkmadı. Aksine annem teşvik edip cesaret verdi. İlk defilem 1966’daydı. 17 yaşındaydım. Güler Kıvrak’a nişanlısı izin vermeyince, şans bana güldü. Başak Gürsoy ile birlikte podyuma çıkmıştık. Sonra çok iyi arkadaş olduk. Bizden önceki jenerasyonda Lale Belkıs, Deniz Adanalı, Gülsen Şevkatlıoğlu vardı. Biz iyi aile kızlarıydık. Şimdikiler görgüsüz ve kalitesiz.

O dönem podyumdaki rakipleriniz kimlerdi?

İnci Aksoy, Asuman Tuğberk, Nilgün Ertuğ gibi isimler de mankenlik yapıyordu ama rakibim yoktu. Çünkü tek sarışın bendim. Avrupai bir fiziğe sahip olduğum için yurt dışı işlerine hep beni götürürlerdi.

Zamanın ‘Barbie Bebeği’ olarak peşinizden koşan iş adamları, siyasetçiler, oyuncular, futbolcular yok muydu?

Eh o yıllarda güzel kadın azdı. Hele sarışın hemen hemen yoktu. Bu da benim avantajım oldu. Erkekler de beyefendiydi ama. Mesela rahmetli Ercan Arıklı, beni bir defilede görüp beğenmiş. Tanışabilmek için 8 ay peşimden koşmuştu.

  Başka kimse peşinizden koşmadı mı?

Çok koşan oldu. Ama aralarında öyle futbolcular yoktu. Sevil Parfümeri’nin sahibi Hikmet Sevil ile de flört etmiştim.

Şımartmışlardır o zaman sizi?

Doğruya doğru; şımartırlardı evet. Hediyeler, çiçekler gırla. Dedim ya, sarışın güzel kadın parmakla gösteriliyordu. Şimdi öyle mi? Her yer güzel genç kız dolu. Düşünüyorum da iyi ki o devirde yaşamışım!

İyi para kazanmış mıydınız podyumdan?

Maalesef hayır. Rakamlar şimdiki gibi uçuk kaçık değildi. Nereden lüks otomobil ya da ev alacaksın? Günde 3 defileye çıkıyordum. Ama kazandığımız, kıyafetlerimize, aksesurlarımıza gidiyordu. Allah’tan babam Hikmet Erman armatördü. Sayesinde paraya ihtiyacım olmuyordu.

Şarkıcılık ya da oyunculuk teklifleri gelmedi mi hiç?

Selmi Andak’tan şarkıcılık teklifi geldi. Ayhan Işık da filmde oynamamı istedi. Ama o zaman flört ettiğim, sonradan eşim olan Ünver Oral’dan izin çıkmadı. Ben de teklifleri reddetim. Bir filmde de Kadir İnanır ile başrol oynayacaktım. Yine Ünver Oral yüzünden rolü Harika Değirmenci’ye vermişlerdi.

19 yaşındayken nikah masasına oturmuşsunuz, aceleniz neydi?

Çok aşık olup, sevmiştim çünkü. Ahmet (Eren) Londra’da öğrenciydi. Evliliğimizi de bu bitirdi zaten. Ben para kazanıyorum, o babasının eline bakıyordu. Yürümedi. 21 yaşında boşandım.

Ünver Oral ile de 1978’de mankenliğin zirvesindeyken evlendiniz, bu kararınızdan hiç pişmanlık duydunuz mu?

Pişmanlık değil ama Ünver Oral birçok şeye mani oldu. Şarkıcılıktan ya da oyunculuktan iyi paralar kazanabilirdim. Tekstil işine girip butik açabilirdim. Hiçbirine izin vermedi. ‘Karımı kimse görmesin’ isterdi, çok kıskançtı.

Şimdiki aklınız olsa, kariyerinize nasıl yön verirdiniz?

İş kadını olmak isterdim. Mankenlik zaten saçma sapan bir iş. Gençken, güzelken tamam da. Sonrasını da düşünmeli insan.

Eski manken arkadaşlarınız ile görüşüyor musunuz?

Evet hepsi ile görüşüyorum. Bazen Fatoş Hataylı’nın evinde toplanıyoruz.

Bir süredir ortalıkta görünmüyordunuz...

10 yıldır doğru dürüst geceleri çıkmıyorum, bıktım artık.

Geriye dönüp baktığınızda ‘Keşke’ dediğiniz neler var?

Keşke çocuğum olsaydı.

İlk evliliğinizde hamile kalmışsınız galiba...

Evet ama maalesef anne olamadım. Kısmet değilmiş. Ünver Oral ile de öyle bir şansı yakalayamadık. O zaten başkalarının çocuklarını seviyor! Nefret ediyorum ondan, her şeyime mani oldu.

Giymediğiniz kıyafetlerinizi ne yapıyorsunuz?

Arkadaşlarıma ve ihtiyacı olan kişilere dağıtıyorum. Zaten kıyafetlerimi vermezsem, yanmışım. Nereye sığdırayım hepsini?

64 yaşındasınız ama inceciksiniz. Kaç kilosunuz ve formunuzu nasıl koruyorsunuz?

56 kiloyum. Boyum da 1.70. Podyuma ilk çıktığımda da 51 kiloydum. Formumu korumak için hiç zahmet çekmiyorum. Biraz yediğime içtiğime dikkat ediyorum, o kadar. Tabii yüzmeyi ve pilatesi atlamıyorum. Bir de ben genetik açıdan şanslıyım. Torpilli doğmuşum.




1 Eylül 1983... Karaköy Akyol Sokak, Ayfer Apartmanı...

Türk sinemasının en ünlü vamplarından Feri Cansel (Feriha Tereyağoğlu), kızı Zümrüt Tatari ve arkadaşı Pakize Songül Hay ile oturmaktadır.

Saat 23:00'te kapı çalınır. Gelen Feri Cansel'in iki yıldır birlikte yaşadığı sevgilisi Kemal Melih Ük'dür (sağdaki fotoğraf). İflasın eşiğinde olan Ük, alkollüdür ve yeniden içmeye başlar. Misafir odasında oturdukları sırada, masanın üzerindeki çamaşır makinesinin merdanesini gören 38 yaşındaki İzmirli işadamı, Feri Cansel'e "Bunun burada ne işi var? Başka yere kaldırsana" diye kızar. Cansel ise sakın bir tavırla "Nereye koyacağımı ben bilirim" diye yanıt verir.



Bu sözler sonrasında, ikili arasındaki tartışma şiddetlenerek büyür. Kemal Melih Ük ani bir hareketle koltuktan kalkarak Amerikan bara gidip, çekmeceden silah alır. Feri Cansel, bunun üzerine, "Bu adam beni öldürecek, yardım edin" diye bağırmaya başlar. Ük de, "Sen ölümü çoktan hak ettin. Başka bir sevdiğin var. Seni ona yar etmeyeceğim" diye bağırmaktadır.

Ük dediğini yapar ve 7.65'lik Kırıkkale marka silahını art arda ateşleyerek, ünlü aktristi başından üç kez vurur. Şok geçiren kızı Zümrüt, katilin üzerine atlayarak silahı elinden almaya çalışırken, bir kez daha ateş alan silahla alnından hafif yaralanır. Melih Ük, olay yerinden kaçarken, Taksim İlkyardım Hastanesi'ne kaldırılan Feri Cansel kurtarılamaz. Feri Cansel'in kızı Zümrüt de hastaneye kanlar içinde gelmiştir (alttaki fotoğraf).

Türk sinemasında, erotik furyasının sembol isimlerinden olan Kıbrıslı Feri Cansel'in yaşamı, işte böyle dramatik bir cinayetle noktalanır.

Türkiye'ye yıllar önce turist olarak gelen ve ülkemizden ayrılamayan Suna Yıldızoğlu, "Her şeye Liza Minnelli'ye benzemeye çalışmam neden oldu" diyor.



Güney İngiltere'nin sahil kenti Bournemouth'dan yedi yıl önce turist olarak Türkiye'ye gelen Suna Yıldızoğlu, o gün bu gündür ülkemizden ayrılamadı. Bu yedi yıl içinde özel yaşamı oldukça fırtınalı geçti. Bakın Türkiye'ye geldikten sonra neler yaptı Suna Yıldızoğlu.

1975 yılında ilk evliliğini bir Türk'le yaptı. Ancak aradığını bulamadı ve aynı yılın Şubat ayında ayrıldı. 1978'in Mart'ında sinema sanatçısı Kayhan Yıldızoğlu ile ikinci evliliğini yaptı. Aynı yıl Türk vatandaşı oldu. Bu arada «Şoför Mehmet» adlı filmle sinemaya başladı. Hemen ardından «Bir Yürek Satıldı» ve «Şıpsevdi» adlı TV filmlerinde rol aldı. Bir zamanların İngiliz Sonja'sı artık Suna Yıldızoğlu olmuştu ve herkes onu tanıyordu...

Sinemadan film teklifleri yağıyordu. Bugüne kadar da 25 filmde başrol oynadı. Derken, Almanca, İspanyolca ve Fransızca bilen sanatçı, şarkı söylemeye de başladı. Fiziği, sempatik tavırları ve düzgün İngilizcesi ile söylediği şarkılar beğenildi.



Yıldızoğlu ilk kez iki konudan söz etmek istiyordu. Neden soyunduğunu ve yasak aşkını anlatacaktı.

Söze önce soyunmasının nedenlerini açıklayarak başladı:

- «Beni herkes 'Şuh Kadın Suna' olarak tanımaya başladı... Bu yanlış izlenimi ise kendi hatalarım doğurdu. Ben sahne çalışmalarıma başladığım zaman Liza Minnelli'yi örnek aldım. Bu sanatçı show yapar, dans eder, şarkı söyler ve soyunur... Ancak Avrupa'da kimse Liza Minnelli'ye 'Şuh Kadın' demez. Ayrıca kimse ona başka gözle de bakmaz... Ne var ki pekçok kişi yaptıklarımı yanlış değerlendirdi. Böylece 'Şuh Kadın Suna' kendiliğinden doğmuş oldu. Oysa ben şuh değil, çocuk ruhlu bir kadınım. Beni çok yakından tanıyan dostlarım bunu bilirler. Beni değişik bir kişilikle yorumlamalarına üzülüyorum. Bazıları, 'Seks filmi çevirmeyecek mi?' şeklinde sorular soruyorlarmış. Ben filmlerimde öpüşüyorum ama, bunu herkes yapıyor. Filmlerde öpüşen her kadın sanatçı seks filmi çeviriyor mu?»